hepsiburada.com'dan bir masa tenisi raketi siparişi verdik. Sipariş vermek nedir ya, satın aldık işte. Kargo geldi biraz gecikmeli de olsa ancak ufak, sığmaz içine bi raket. Açtık baktık ki pinpon topları gelmiş. Aga bu ne? diye sorduk hepsiburdaya. Hediyesiymiş...
Raket ise bir iki gün sonra geldi. Gönderilmeyen ürünün hediyesini göndermek ilginçmiş tabii...
İkinci sipariş ise tenis topuydu (sarı olanlardan, bi avuç var ya). Tenis topu ile birlikte de 6lı pinpon topu hediyesi gelmişti. Belki bir özür belki bir hediye ancak hepsiburada müşterisini takip ediyor belli ki. Raket aldıklarına göre pinpon oynuyorlar, e ben de bunlara top hediye edeyim diyor. 2 lira bile değil maliyeti ama hepsiburada'nın ince davranışı.
Müşteri deneyimi dedik de aklıma başka bir şey geldi;
Yanlış hatırlamıyorsam, Target marketleri kullanıcı tercihlerine göre reklam yapıyordu. USA'de bir eve bebek kıyafetleri için indirim kuponları filan yollamaya başlamış. Hijyenik ped (kadın bağı da denildiğini duymuştum) almayı bırakan bir kadının diğer alışverişlerine de bakarak (prezervatif almayı da kesmiş filan) hamile olabileceğini düşünmüşler ve reklamı basmışlar. Tamam, hikaye böyle değildi belki ama sansasyon evin babasının bu indirim çeklerinden kıllanarak kızına sual etmesi ve hamile olduğunu öğrenmesi... Merak eden olduysa bu adresten detaya bakabilir (üşenmedim sizin için buldum haberi, hadi yine iyisiniz).
Demek ki, pazarlama yaparken de eşşek-su ilişkisini güzel kurgulamalıyız ki kaçmasın.
Hadi hep birlikte Türkçeleştirelim
Türkçeleştirelim yazarken nereden kesme işaretiyle ayırmam gerekiyor bilmiyorum ama internet dünyasında kullandığımız terimlerin Türkçelerini bulmamız gerektiğini biliyorum...
Dropdown diye bir menü var ya, ne diyelim ona?
E-mail demeyelim, e-posta diyelim, buna dikkat edelim.
Link demeyelim, köprü diyebiliriz, daha önceden belirlenmiş. Ben bağlantı kelimesinden yola çıkarak bağ olarak kısaltmayı uygun buluyorum. "Bu bağa tıklayıp vs."
Click zaten demiyoruz, tık diyoruz. Ne mutlu bize. Fiil olarak kullanırken tıklayın diyoruz.
Button için buton diyoruz, halbuki tam olarak düğme. Düğme kullanmaya devam edelim (elektrik düğmesi, gömlek düğmesi gibi).
Radio button geçmişi nereden geliyor bilmiyorum ama Radyo ile alakalı mı gerçekten?
Checkbox yerine seçim kutusu mu diyoruz?
Bu ve benzeri terimleri lütfen yazın. Varsa yanına tavsiye ettiğiniz manaları da yazın. Biz sahip çıkmazsak kimse çıkmayacak yoksa dilimize. E-mail yerine e-posta desek, dilimize mi yapışır?
Dropdown diye bir menü var ya, ne diyelim ona?
E-mail demeyelim, e-posta diyelim, buna dikkat edelim.
Link demeyelim, köprü diyebiliriz, daha önceden belirlenmiş. Ben bağlantı kelimesinden yola çıkarak bağ olarak kısaltmayı uygun buluyorum. "Bu bağa tıklayıp vs."
Click zaten demiyoruz, tık diyoruz. Ne mutlu bize. Fiil olarak kullanırken tıklayın diyoruz.
Button için buton diyoruz, halbuki tam olarak düğme. Düğme kullanmaya devam edelim (elektrik düğmesi, gömlek düğmesi gibi).
Radio button geçmişi nereden geliyor bilmiyorum ama Radyo ile alakalı mı gerçekten?
Checkbox yerine seçim kutusu mu diyoruz?
Bu ve benzeri terimleri lütfen yazın. Varsa yanına tavsiye ettiğiniz manaları da yazın. Biz sahip çıkmazsak kimse çıkmayacak yoksa dilimize. E-mail yerine e-posta desek, dilimize mi yapışır?
Basketbol Çocuu
Basketbolu pek sevmem. En sevdiğim yanı, hayvani hareketlerin birleştirildiği "Wow!" videolarıdır. Gerçekten hayranlıkla izlediğim oluyor ancak şu aşağıdaki videoyu bir de 14 yaşındaki gencin oyunu diye izleyin :)
Haberi de burada:
http://www.highsnobiety.com/2013/04/23/is-14-year-old-seventh-woods-the-next-lebron-james/
Haberi de burada:
http://www.highsnobiety.com/2013/04/23/is-14-year-old-seventh-woods-the-next-lebron-james/
LivingSocial da hacklendi
Böyle e-postalar gelip duruyor, buyrun okuyun:
"LivingSocial recently experienced a security breach on our computer systems that resulted in unauthorised access to some customer data from our servers. We are actively working with the authorities to investigate this issue.
The information accessed includes names, email addresses, the date of birth of some users, and encrypted passwords; technically ‘hashed’ and ‘salted’ passwords. We never store passwords in plain text.
The database that stores customer credit card information was not affected or accessed."
Bi de çevirimi okuyun:
"LivingSocial'da geçtiğimiz günlerde bir güvenlik ihlali oldu ve sunucularımızdan bazı verilere izinsiz erişildi. Polise haber verdik ama du bakalım.
Erişilen bilgiler içinde isimler, e-posta adresleri, bazı kullanıcıların doğum günleri ve şifrelenmiş haldeki parolalı; teknik olarak hashlenmiş ve tuzlanmış parolalar... Hiç bir şekilde düz metin olarak parola saklamıyoruz.
Müşteri kredi kartı bilgilerinin tutulduğu veritabanımıza bir erişim olmamıştır, orası etkilenmemiştir, korkmayın."
Yani nasıl güveneyim arkadaş, parolaları bile vermişsin adamlara, onları kırmaları zor diyor ama kırılmaz değil ki. Sonra bana söylüyor, siz yine de bir şifrenizi değiştirin diye.
Kıssadan hisse, her şifrenizi farklı olsun! Eğer her sitede aynı şifreyi kullanıyorsanız, bir sitede ele geçirilen şifreniz sizin internet hayatınız için bir facia olabilir. E-postanız, facebook hesabınız, twitter hesabınız bir anda başkasının eline geçmiş olur, düşünsenize...
Bugün Cuma, enseyi kapa - mana gerek yok sanırım
Geçenlerde ense traşım gelince (Cuma günleri ensenin kendinden kapanma durumu) berbere gitmek gerekti. İş yerimin yakınlarında bir tane bulmuştum geçen. Hair Salooun, Couiffeiueure gibi yerlere para yetiştiremediğim için bildiğin mahalle berberi ama bu. Neyse, kısa kesilen saçlardan kalan kırıntılar içine kaçınca, sırtını kaşındırıyor, kolay çıkmıyor gömlekten vs. durumları var. Ben de üstümü çıkarttım, atletle oturdum berber koltuğuna (evet kızlar, böyle bi'şiy var).
Atleti ters giymişim. Ters derken, ters-yüz. Ön arka konusunda sıkıntı yok. Dikişi ve etiketi dışarıya bakıyor diye düşün işte. Berber biraz sorguladıktan sonra nasıl bir traş istediğimi bir soru yöneltti;
- Abi dikkat ediyorum da bazı müşteriler atleti ters giyip geliyor
- Hmm?
- Dikkatimi çekti ama sorma fırsatı bulamadım, neden böyle yapıyorsunuz?
Lan ters giymişim işte, dalgınlık, beceriksizlik veya umursamamazlık... Ama yediremedim kendime, hemen mantıklı bir şey uydurayım dedim;
- Dikişleri batmıyor. Böyle daha rahat. (yersen)
- Biz de düşündük neden acaba diye, benim aklıma da geldi, herhalde rahatsız etmemesi için dedik.
- (şokta) Tabii, rahat böyle.
- Mantıklı tabii, kimse görmüyor ki atleti, düzün tersin önemi yok bu durumda.
Yaptığım bir dikkatsizliğe uydurduğum güzel bir cevap benim gibi başka erkekleri de berberin gözünde kurtarmış oldu. Kendimi süper kahraman gibi hissettim. Ama yalandan kahraman.
O değil de, gerçekten ters giyince daha rahat oluyor, bi deneyin...
Atleti ters giymişim. Ters derken, ters-yüz. Ön arka konusunda sıkıntı yok. Dikişi ve etiketi dışarıya bakıyor diye düşün işte. Berber biraz sorguladıktan sonra nasıl bir traş istediğimi bir soru yöneltti;
- Abi dikkat ediyorum da bazı müşteriler atleti ters giyip geliyor
- Hmm?
- Dikkatimi çekti ama sorma fırsatı bulamadım, neden böyle yapıyorsunuz?
Lan ters giymişim işte, dalgınlık, beceriksizlik veya umursamamazlık... Ama yediremedim kendime, hemen mantıklı bir şey uydurayım dedim;
- Dikişleri batmıyor. Böyle daha rahat. (yersen)
- Biz de düşündük neden acaba diye, benim aklıma da geldi, herhalde rahatsız etmemesi için dedik.
- (şokta) Tabii, rahat böyle.
- Mantıklı tabii, kimse görmüyor ki atleti, düzün tersin önemi yok bu durumda.
Yaptığım bir dikkatsizliğe uydurduğum güzel bir cevap benim gibi başka erkekleri de berberin gözünde kurtarmış oldu. Kendimi süper kahraman gibi hissettim. Ama yalandan kahraman.
O değil de, gerçekten ters giyince daha rahat oluyor, bi deneyin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)