hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hava Durumu

  • 0
Güneş, bana gözlüğümü değiştirmemi emrediyordu. Parlak ve göz alıcıydı. Güneş gözlüğümü takarken radyodaki hareketli şarkı ile keyfim yerindeydi. Yönümü batıya çevirdiğim zaman güneş arkamdan parlamaya devam ediyordu. Fakat aydınlattığı yolumun ötesinde karanlık vardı. Kasvetli bulutlar, bir kapak gibi dünyayı sarmış, sanki gölgelerin imparatorluğu kurulmuştu. Üzerinde bulunduğum yol, durumun farkında olmayan başka insanlarla beraber gölgelere doğru dimdik ilerlemekteydi. Güneş benimle geliyor gibi, biz yol aldıkça karanlık kaçıyordu bizden. Ama imparatorluk sağlam zeminlere oturmuş olmalıydı. Gökkuşağından bir yarım daire kapı gibi açılıyordu imparatorluğa. Gölgelerin ironik bir kapısı mıydı, yoksa imparatorluğun sonunu güneş mi böyle belirlemişti emin olamadım. Gökkuşağının altına yaklaştığım zaman önce masum sandığım damlalar kapladı gökyüzünü. Ağlıyordu sanki kraliyet ailesi. Ya da lanet okurken saçılıyordu ağızlarından bu ıslak parçacıklar. Aydınlık ile olan savaşlarına bağlıydı bu iki cümlenin farkı. Kim galip ya da kim mağlup biz insanların bulunduğu yerden belli olmuyordu. Artık gölgeler ülkesindeydim. Aracın ışık hüzmelerini açmama rağmen bir değişiklik yarattığımı düşünmüyordum ama bu hareketimle güneşin tarafında olduğumu hissettim. Kısa bir süre sonra damlaların irileştiği ve sertleştiğini üzerimize düşen her parçanın iç parçalayıcı sesiyle anladım. Dolu diye tabir edilen, gölge askerlerinin bulut makinelerinden attığı mermilerdi bunlar. Zırhımız yeterliydi şu taarruz için ama sonrasında güneşin bize yardım etmesi gerekiyordu. Gökkuşağının arkasında unuttuğumuz Güneş'in...

Hiddeti geçmiş olacak karanlığın, mermilerin şiddeti azaldı ve yine damlalara döndüler. Kimbilir, biraz önce yukarıdaki savaşın parçaladığı şarapneller dökülüyordu üzerimize, şimdi yine sövüyorlardı birbirlerine belki de. Hedefime yaklaşırken aracımı bırakıp kişisel kalkanımı kafama geçirdim, hızlı adımlarla gölgelerin beni göremeyeceği kaleye vardım. Kalenin kontrol kulesinden çevreye bakıyordum. Batı tarafında Güney görünüyor, doğuya, geldiğim yere baktığım zaman ise Karanlık'ın halen hükümdar olduğunu görüyordum. Kıstırılmış gibi duruyordu, parça parça geri çekilen bulut makineleri ve askerleri vardı. O gün de öyle başlamıştı benim için. Gölgeyi yaratan, ışığın yokluğudur, karanlığın sebebi, güneşin var olmayışıdır dedim kendi kendime.

Bir soygunun analizi

  • 0
Sıradan bir iş gününde günün ilk saatlerinde evden çıkan talihsiz vatandaş ile başlıyor olaylar. Arkadaş otobüste çantasını çaldırır ve günü poliste sürer. Polis hangi muhitte çantasının çalındığını sorar. Ona göre kameralara bakıp takip edecekleri yerleri belirleyeceklerdir. Buyrun, hikayesini beraber dinleyelim:

"Sabah önce otobüsle e5'e çıktım. Ardından 500ES'e bindim. Kalabalıktı, ön taraflarda ayakta duruyordum. Ardından inenler oldukça otobüsün arkasına doğru ilerledim. Bostancı durağında iki farklı koltuktan iki kişi aynı anda kalktı, sol taraftakine yakındım, boşalan yere oturdum. Oturduğum zaman çantamda bir eksik yoktu. Evden çıktığımdan beri dinlediğim müzik türünü değiştirmek için baktığımda telefonum, cüzdanım ve içindeki 1400 liram duruyordu. Ardından gecenin uykusuzluğu ve müziğin etkisiyle, çanta kucağımdayken uyumuşum. Son durakta ineceğim için durak kaçırma gibi bir kaygım yok, rahatça uyuyabiliyorum. Otobüs durup da şoför beni dürttüğü zaman bir baktım ki çantam yoktu. Sonra 155'i aradım ve işte buradayım."

Polis tekrar sorar, "en son hangi duraktayken çantanızın kucağınızda olduğunuzu biliyor musunuz," diye, "sesli sistem her durakta konuşuyor olmalı, en son nereyi duydunuz?".

"Yok, durak isimleri anons edilmiyordu. Bostancı'dan sonra herhangi bir yer olabilir."

Sonra ortaya çıkıyor ki, aslında ortada bir çanta yok. Hiç de olmamış. Telefonun kaskosundan parasını almak için oluşturulmuş bir hikaye ile tutanak tutturuluyor. Peki nasıl anlaşılıyor?

Polislerden biri "telefonunuzun çantada olduğunu söylemiştiniz değil mi" diyor, "bir mp3 çalarınız da yoktu?". Dolayısıyla durak isimleri anons edilmiyordu derken aslında "durak anonslarını duymadım" verisini yorumlayarak anonsun olmadığına ulaşmıştı kendi kafasında. Çünkü kulağında sürekli müzik vardı ve kulaklığın ucu yine çantadaydı. İddia edildiği gibi çanta çalınmış olsaydı müziği de kesilmeliydi.

Bu hikayeden ne çıkartmak lazım?
Çok basit gibi görünse bile, gerçekler tahmin edilen gibi olmayabilir. Algılamıyor olması, sesin olmadığı anlamına gelmiyor; arada algılamayı kesen bir unsur olduğuna işaret ediyor. Evet, gerçekten anons olmayabilirdi ancak verileri hızlıca yorumlamalıyızverilere ulaşmaya çalışmalı ve düzgün yorumlamalıyız. Şoförün seslenmek yerine dürtme sebebi de kulağındaki müzik dolayısıyla duymuyor olmasıydı. (Ah, hayır, belki de uykusu ağırdı, hemen atlamayın, daha yeni öğrenmedik mi?)