Blendax mıydı o Yıka ve Çık reklamı olan? Netflix de sonunda Download & Go ile gelmiş. Hoşgelmiş.
Olay ne? Efendim şimdi şöyle, siz de benim gibi iş yerinde "blazing fast" internete sahipseniz ya da yollarda "anlimitıd ama altı gigabayttan sonra yavaşlıyo abi" tripleriyle dizi izleme lüksünden uzaksanız, Netflix'ten izleyeceğiniz bölümleri indirip, sonra offline offline (hem de pil yemiyor izlerken) izleyebiliyorsunuz.
Üyeliğimi iptal etmiş olsam da, bu özellik gayet güzel bir geri gel daveti olmuş. Zaten "Enjoy Netflix Again" demesi de o sebepten.
Deyrdevıl, flaş ve daha nice boş ama eğlenceli diziler var. Filmler ise kanımca çok geniş bir yelpazeye sahip değil ama Hulu kadar dandik de değil hani şimdi :D
iyi seyirler.
Dünya Kadınlar Gününüz kutlu ol...
Az önce çalıştığım şirketteki bütün kadınları etiketleyerek kısa bir mesaj attım, merak edenler için screenshot'da ekledim.
Daha önceki senelerde de bu veya benzeri mesajları paylaşırdım ama bu seneki tepkiler epey farklı geldi. Altındaki öpücük, kalp, papağan ve kızarık güzlü smiley mesajıma gelen sanal tepkilerden. Ancak esas durum farklı, hissiyat değişik: Böyle bir mesajı beklemiyorlar, 8 Mart'ı umursamıyorlar ve kafaları çok rahat!
Sebebi çok basit, her ne kadar yeni başkan pek bi insancıl olamasa da, yasalarla korunan, kültürle desteklenen bir konumları var. Güçlüler, eşitler, ezilmemişler. Kadınlar, olmaları gerektikleri yerde. Geldiğim yeri düşündüğüm zaman nasıl üzülüyorum bilemezsiniz.
Sevgilim daha yeni paylaştı, Kadın Haklarında 130. sırada mıymışız neymişiz, yahu "insan" haklarını çözememişiz daha, kadına/erkeğe mi sıra gelicek...
Annemin, kardeşimin ve diğer güzel insanların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarım! Muasır medeniyetler seviyesinde görüşmek üzere, esen kalın.
2 Cars oyununda 50 yaptım!
Ve video dünyasına ilk adımımı attım. Oyunları merak ederek indiriyor ve oynuyorum. Madem öyle, sizinle de paylaşayım, bari işe yarasın istedim. 2 Cars oyunundaki ilk 15 dakikamı (tamam bi ısınma dönemi olmuş da olabilir tabii öncesinde) aşağıdaki videoda paylaştım:
Çevrimiçi özçekimi
Bazen TDK'yı anlamakta güçlük çekiyorum. Özçekimi ne kadar sevmediysem, çevrimiçi'ni de o kadar sevmemiştim aslında. Selfie konusunda çok geç kaldıkları için hatalıydılar. Selfie diye ananelerin bile zihnine yerleştikten sonra sen ne çıkıp da "özçekim" diyosun ki, sana "selfi" diye Türkçe okunuşunu kabullenmek düşer sadece. Otomobil.
Neyse, esas konuma döneyim, çevrimiçi. Neyi çevirdin? Dial-up zamanından kalma bi laf. O modemin nostaljik sesini hatırlarsınız herhalde. Aha girdi bu sefer, tamam bu sefer! İşnet, 146, doruknet, ixir. Ah o ixir süperdi ya :) Çevrimiçindeyim, çevirdim, içerdeyim, bu olması lazım mantığının. Üstünde düşünmedim, belki daha mantıklı açıklaması vardır ama benim seçimim çok daha iyi, hemen paylaşayım (bunca yıldır neden paylaşmadım bilmiyorum):
I'm online diyosun di mi, "çevrimiçiyim" demek yerine, "alo, orda mısın, hat düştü galiba"lardan bileceğimiz "hatta olmak" neden kullanılmasın ki? I'm online = hattayım.
-Hatta mısın?
+Evet abi, hadi gel oynayalım.
+Hattayım arasana.
+Hatta görünüyorsun, yazıyorum gelmiyo mu?
Gibi gibi. Hatta ve hatta (şapkalı a, hattağ), karışır derseniz cümlenin gelişine göre pek karışacağını sanmıyorum yav. Karışsa da canınız sağ olsun, yeter ki çevrimiçi olun.
PS. E-posta'nın tiresi halen duruyorsa onu da kaldıralım gençler, bi el atın.
Neyse, esas konuma döneyim, çevrimiçi. Neyi çevirdin? Dial-up zamanından kalma bi laf. O modemin nostaljik sesini hatırlarsınız herhalde. Aha girdi bu sefer, tamam bu sefer! İşnet, 146, doruknet, ixir. Ah o ixir süperdi ya :) Çevrimiçindeyim, çevirdim, içerdeyim, bu olması lazım mantığının. Üstünde düşünmedim, belki daha mantıklı açıklaması vardır ama benim seçimim çok daha iyi, hemen paylaşayım (bunca yıldır neden paylaşmadım bilmiyorum):
I'm online diyosun di mi, "çevrimiçiyim" demek yerine, "alo, orda mısın, hat düştü galiba"lardan bileceğimiz "hatta olmak" neden kullanılmasın ki? I'm online = hattayım.
-Hatta mısın?
+Evet abi, hadi gel oynayalım.
+Hattayım arasana.
+Hatta görünüyorsun, yazıyorum gelmiyo mu?
Gibi gibi. Hatta ve hatta (şapkalı a, hattağ), karışır derseniz cümlenin gelişine göre pek karışacağını sanmıyorum yav. Karışsa da canınız sağ olsun, yeter ki çevrimiçi olun.
PS. E-posta'nın tiresi halen duruyorsa onu da kaldıralım gençler, bi el atın.
Harika Nesil
İş arkadaşlarımdan James Dowd'un şahane bir yazısı var, çevirip paylaşmak istedim:
Farkında bile değilsin ama insanlık tarihinin en şanslı nesillerinden birisin! Hayır, şu an sahip olduklarından dolayı değil, çocukken sahip olmadıklarından dolayı.
Ufakken, ağaçlara tırmanır, elimize geçen şeyleri parçalarına ayırıp inceler, ve bolca yere kapaklanırdık. Oyun alanımız sokaklarca geniş olabilirdi. Tepelerin arkasında, ağaçların arasında, diğer tarafta neler olabileceğini merak eder, hikayeler uydurur, keşfe çıkardık, ihtimallerin içine... Ailelerimiz kapıdan dışarı saldıkları gibi, akşam yemeğinden önce veya bir tarafımız kanamadan öne eve dönmezdik. Müthiş mesafeleri yüzerdik, minicik ellerimizle bir şeyler yaratırdık, keşfettiğimiz şeylere eşsiz manalar yüklerdik.
Televizyonumuz vardı ama yakınından seyredemezdik ve malum, yanımızda taşıyamazdık. Tabii ki tetrisimiz, gameboyumuz veya telefon hattından bağlandığımız modemlerimiz oldu bizi eğlendirmek için ancak bunlar ilave nimetlerdendi, bonustu. Ana etkinlik, her gün katıldığımız ve eğlendiğimiz; kendimizdik, zihnimizde yarattıklarımızdı...
Farkında bile değilsin ama insanlık tarihinin en şanslı nesillerinden birisin! Hayır, şu an sahip olduklarından dolayı değil, çocukken sahip olmadıklarından dolayı.
Ufakken, ağaçlara tırmanır, elimize geçen şeyleri parçalarına ayırıp inceler, ve bolca yere kapaklanırdık. Oyun alanımız sokaklarca geniş olabilirdi. Tepelerin arkasında, ağaçların arasında, diğer tarafta neler olabileceğini merak eder, hikayeler uydurur, keşfe çıkardık, ihtimallerin içine... Ailelerimiz kapıdan dışarı saldıkları gibi, akşam yemeğinden önce veya bir tarafımız kanamadan öne eve dönmezdik. Müthiş mesafeleri yüzerdik, minicik ellerimizle bir şeyler yaratırdık, keşfettiğimiz şeylere eşsiz manalar yüklerdik.
Televizyonumuz vardı ama yakınından seyredemezdik ve malum, yanımızda taşıyamazdık. Tabii ki tetrisimiz, gameboyumuz veya telefon hattından bağlandığımız modemlerimiz oldu bizi eğlendirmek için ancak bunlar ilave nimetlerdendi, bonustu. Ana etkinlik, her gün katıldığımız ve eğlendiğimiz; kendimizdik, zihnimizde yarattıklarımızdı...
Ama şimdi, günlük inovasyonların, gelişmelerin, çığır açıcı olayların içindeyiz. Tamamiyle dijital bir ortama geçişe şahitlik ediyoruz. Üzücü olan bu ilham bolluğunda, zamanında hayretler içinde kaldığımız şeylere şimdi tepki bile veremiyoruz. Her gün uzayın daha da derinliklerine bakarken, halen heyecanlanmam gerekiyor mu ondan bile emin değilim.
Neredeyse dünyadaki tüm bilgiye ulaşabiliyoruz hatta bileğimizde bile taşıyabiliyoruz ama yokluğunu hatırlamadığımız için kıymetini farkedemiyoruz. Çılgın gençliğimize bakıp hafızamızı yoklayınca gerçek merak hissini hatırlayabiliyoruz. Şanslıyız, çünkü bilmediğimiz bir şey olunca sorduğumuz, araştırdığımız, keşfettiğimiz ya da en kötüsü uydurduğumuz zamanları yaşadık. Günümüzde her merak ettiğimiz, basit bir Google araması kadar yakın.
Internetsiz büyüyen son nesiliz, şu sürekli yanımızda gezdirdiğmiz minik bilgi cihazlarının gücünü gerçekten farkedebiliyoruz. Pek muhtemel araba kullanan son nesil de biz olacağız (Teşekkürler Google (!), çok sağol!), açık yolları arzu ettiği gibi keşfedebilenler... GPS olmadan yollarda kaybolan son nesil olacağız, eve giden yolu bulduğumuzda macerayı başarıyla tamamlamış kaşifler gibi hisseden. Ve fotoğraf çekip tab ettirmenin hissiyatını son deneyimleyenlerdeniz, fotoğrafçıya gidip fotoğrafları almak için sabızsızlanan. Artık tüm hikayelerimiz sosyal medya tarafından yüklenilmiş durumda, bizim değiller. O tek bir fotoğraf, üzerinde o kadar fazla hissiyat taşıyan tek fotoğraf, şimdi yüzlerce tıpatıp çekilmiş ve kolayca unutulan fotoğraflardan ibaret, dönüp de bakmayı bile unuttuğumuz.
Teknolojiye ulaşmamızdaki kolaylık elbette çok değerli. Mesela Skype görüşmeleri veya Slack konuşmaları sayesinde zaman ve paradan tasarruf ettik fakat neyi gerçekten özlüyorum biliyor musunuz? İş seyahatlerinde havalimanına erkenden gidip, her şeyden bağımsız, gelip geçen insanların hikayelerini düşlemekten, kim bilir ne değişik maceralara atılıyorlardır... Hiç bir zaman bıkmayacağım ama her geçen yıl daha az yaşadığım bir deneyim. Benim geçmişim var ama diğerlerinin olmayabilir. Belki de, deneyimlerin nesli tükeniyor...
Merak sadece oyundan ibaret olmak zorunda değil, harika işlere de taşıyabilir. Oyun sektörünün yaratıcı isimlerinden Aaron LeMay, düşünceleri ve yaratıcılığı körüklemek için "merak"ı kullanıyor ve takımına dışarı çıkıp insanların davranışlarını incelerken "Hmm, acaba bugün neler yaşıyor ki böyle bir davranış sergiliyor?" diye sormalarını öğütlüyor.
Yani bir iş gezisi yeni dünyaların keşfine ve dolayısıyla daha iyi ve güçlü işler çıkartmaya yarayabilir. Gündelik yaşama cihazları kullanarak bağlanmak yerien, anı yaşayarak, "şimdi'de bulunarak", merak duygumuzu öne çıkartabilir ve yeni insanlar ve yeni yerlerle karşılaşabiliriz. Karşılığında yalnızca işinizin değil dünyanın da geliştiğini göreceksiniz. Martin Lindstrom, Small Data (minik veri) isimli çalışmasında, Disney'in eğlence parklarında yarattığı devrimin kaynağının Roma'daki kilise kuyruklarında insanların nasıl beklediğini gözlemlemesiyle olduğunu söylüyor.
Bilgi ve inovasyon git gide günümüzün parçası haline geldikçe ve istediğimiz an ulaşabildiğimizi, keşfedebildiğimizi ve sahip olabildiğimizi bildikçe, daha az keşfe çıkıyoruz, daha az merak ediyoruz. Diyeceğim şu ki, cihazlar olmadan geçirdiğimiz o çocukluğumuzu ve hayal gücünüzü sakın unutmayın. Çocuk halinizin bakış açısının o sınırsız gücünü unutmayın. Kendi hikayelerinizi yazmanın gücünü unutmayın. Merakını ve hayal gücünüzü körükleyin, çevrenizde sürekli değişen dünyayı tekrar keşfedin. Bunca keşfe tanıklık eden son nesiliz, can-ı gönülden merak etmiş son nesil.
Biz harika nesiliz, insan ırkının geçirdiği iki müthiş devirde var olmuş bir nesil. Aklınızda kalmış geçmiş kırıntılarının geleceğe olan hevesinize yansımadan yok olmasına izin vermeyin. Fırsat buldukça fişi çekin, merak edin, keşfedin ve belki de kuşları dinleyin. Her gün, size ve işinize ilham vermesine izin verin.
Not: Fotoğraflar için Niki Boon'a teşekkürler, diğer şahane işlerini görmek için buraya bakabilirsiniz.
Bu yazının gerçek sahibi James Dowd'a teşekkürler. Orijinal halinden okumak ve ilham almak için buraya...
Bu ve bunun gibi daha fazla yazı içinse Digital Surgeon Thoughts'a beklerim. Digital Surgeons kim ki?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



